BİREY OLABİLMEK!
Ali Türer

BİREY OLABİLMEK!

Bu içerik 284 kez okundu.
Reklam

Evet, önümüzdeki nisan ayında yapılması kesinleşen referandumda, galiba birey olabilme hakkına sahip çıkıp çıkmayacağımız ile ilgili bir karar vereceğiz.

Daha açık ifade ile kendimizi sürü yerine koyup beş yılda bir yapacağımız seçim ile başımıza bir tür çoban mı seçmek istiyoruz, yoksa “yaşama biçimimi ben belirlerim, maddi manevi varlığımı zenginleştirme, kendimi gerçekleştirme hakkımı kimseye devretmem, tek ihtiyacım olan bağımsız ve tarafsız hukuk, adalet istiyorum” mu diyeceğiz? Önümüzdeki referandumda vereceğimiz karar bence bu olacak?

Bu kavramlar çok sevimli metaforlar değil, farkındayım ve açıkçası bu metoforları kullanmak da pek hoşuma gitmiyor. Ama insaf edin, çoğunluk oyu ile bütün gücü, bütün yetkileri, bütün sorumluluğu bir kişinin eline veren toplum kendini “sürü”, kontrolü altına girdiği gücü de “çoban” yerine koymaz mı?  

Bunu bir topluluk ve seçilen kendine ve seçen de seçtiğine niçin yapar, niye yapar?

Çünkü topluluk olarak da birey olarak da kendine güvenmez, gelecek kaygısı yüksektir. Başka türlü varlığını nasıl sürdüreceğini bilmiyor, kendine inanmıyordur. Yani müthiş korkuyordur, başka da bir çare görmüyordur. Güvenlik ihtiyacı ve bu ihtiyacı ateşleyen korkma güdüsüne teslim olduysan sana sahip çıkacak bir çoban, bir kurtarıcı ararsın. Aynı ruh hali muhtemelen halaskarlığa soyunan çoban için de geçerlidir.

Yok, birey olarak kendine güveniyor, karar verme iradesini elinde tutuyorsan çobana, çoban olmaya ihtiyaç da duymazsın. Farklı düşünceler, istekler, tartışmalar, karışıklıklar hatta şiddet ortamı seni yıldırmaz, panik atak olmazsın. Kararı göklerden beklemezsin. Örgütlü toplum içinde, hukuk içinde, demokrasi içinde her şeyin çaresinin bulunacağına inanırsın.

O zaman kullandığın araç çoğunlukçuluk değil nispi temsil olur. Çünkü artık esas ihtiyacın olan senin gibi düşünenlerin ortak karar vericiler içinde yeterince temsil edilmesidir. Uzlaşma kültürü içinde sonuç alınacağına inanırsın. Adil yargılanma hakkıdır, hukuktur ihtiyacın olan.

Fakat birey olmak da zordur, hele biat kültürü ile modernleşmeye çalışan bir kültür içinde yetişmişsen. Sürü olmayı, sürüye katılmayı kabul edip, sorumluluğu birinin üzerine yıkmak daha kolaydır. Sonra bütün kötülükler doğal olarak sorumluğu yüklenenden bilinir, fırsat buldukça isyan edilir. Geçmişte de hep böyle yapmadık mı?

Bu nedenle güce tapıcılar, arka kollayıcılar, kendine sahip çıkacak hami arayanlar, halaskar arayanlar, baston değneği kullanmadan yol alamayanlar toplumu sürüleştirmede araç olarak çoğunlukçuluğu ve şiddet ortamından beslenecek korkuyu kullanırlar. Hedef kitleleri güvenlik ihtiyacını nasıl karşılayacağını bilemeyen insanlardır. Bu yaklaşım günümüzde somut anlamını “referandumdan evet çıkarsa terör biter” açıklamalarında bulur.  

Bu noktaya nasıl geldik!

Aslında bu başka bir yazının konusu ama şu kadarı söylenebilir: Ne yazık ki Milliyetçilik modernleşmede, modern çağda, siyasi birliği oluşturmada beklendiği gibi yeterince esin kaynağı olamadı. Sonuçta döndü dolaştı bu topraklarda İslamcılığa (Avrupa’da Hıristiyanlığa) payanda oldu.

Güçler ayrılığı, nispi temsil, denetlenebilirlik, açıklık, katılımcılık, hukukun üstünlüğü; bütün bu kavramlar birey olmak, demokrasiye sahip çıkmak, geleceğe umutla bakmak ile ilgili kavramlar. Toplumda istikrarın, olgunlaşmanın, sürekliliğin, barış ve huzurun güvencesi bu kavramlara sahip çıkmaktan geçiyor. Uzlaşmadan, ortaklaşmadan, katılımcılıktan geçiyor.

Milliyetçilik ile İslamcılık ile bu ilkeler temelinde ortak siyasi bir kültür, çağdaş bir devlet oluşturulamadı, bundan sonra da oluşturabilmesi mümkün görünmüyor.

Güce tapıcılar, toplum mühendisliğine, çobanlığa soyunanlar bulanık suda balık avlamayı seviyorlar. Şiddetten, şiddetin yarattığı korkudan besleniyorlar. Bütün yönetim araçları ellerinin altında olmazsa kendilerini güvencede hissetmiyorlar.  Uzlaşma onlar için %51’e ulaşmakla ilgili, geleceklerini güvence altına almakla ilgili, aslında kendileri de gelecekten korkuyorlar.

Hiç kuşkunuz olmasın bu referandumdan evet oyu çıkarsa iktidar eliyle atılacak ikinci adım seçim sistemini dar bölge (ya da daraltılmış bölge) sistemine çevirmek olacak. Bölgesinde çoğunluğun oyunu alan milletvekili, ülkede çoğunluğun oyunu alan Cumhurbaşkanı olacak. Bu da “ideal uzlaşma”, “ileri demokrasi” diye pazarlanacak, pazarlanıyor da.

Peki, ne getirecek yeni düzen? Bunun ipuçları bugünkü uygulamalarda gizli.

Cumhuriyet gazetesi yöneticileri, sosyalist, liberal bunca insan ortada iddianame bile olmadan aylardır tutuklu yatıyorlar içerde, niçin? “Hayır” kampanyasına ekranlarında eşit fırsat tanıyacak, adil davranacak kaç basın organı, kaç televizyon kaldı bu ülkede? Neden olağanüstü hal koşularında referanduma gidiyoruz? Yeni düzenin ne getireceği bu ipuçlarından okunmuyor mu?

Peki, referandumla dayatılanın ret edilme olasılığı var mı? Birey olma iradesine sahip çıkılabilir mi?

Belki, korkunun ecele faydası olmadığı topluma anlatılabilinirse eğer. Ama bunun için de bir gelecek tasavvurunuz olmalı değil mi? Eğer insanların gözünde bir gelecek tasavvuru oluşturamamışsanız, umutsuzluğa çare de olamazsınız, o zaman sığınacak bir mazeretiniz de olmaz. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500